![]() |
||
Türk Siyasetinde Asker Askeri müdahalelerden sonra ordunun sivil siyasetteki rolünü nasıl düzenlediğini belirleyebilmek. Demokrasiye geçiş ve bu geçişlerin özel bir şekli olan askeri rejimlerin bir reform süreciyle yerini demokratik rejimlere bırakması, otoriter iktidarın kontrolünde olur. Yönetimden çekilmenin şartlarını ise hemen hemen her zaman otoriter iktidar kendisi belirler. Yeni demokratik siyasi düzende iktidarda belirli pay garantilerini alırlar ve buna da çıkış güvenceleri denir. Bu güvenceler beş başlık altında toplanabilir: Vesayet yetkileri, mahfuz alanlar, seçim sürecinin manipülasyonu, askeri rejim eylemlerinin geri alınamazlığı ve genel af ya da sorumsuzluk yasaları. Vesayet yetkileri, muğlak bir çerçevede tanımlanan, ulus-devletin temel ve kalıcı menfaatlerini temsil etme iddiası ile hükümet ve onun siyasi kararları üzerinde geniş bir gözetimdir. 1982 Anayasasında, devletin ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bütünlüğü ve Kemal Atatürk’ün reformları vesayet altına alınmıştır. Bu değerleri korumak için anayasal yetkilerle donatılmış askeri ağırlıklı resmi kurumlar yaratılır. 1961 Anayasasıyla kurulan ve daha sonra güçlendirilen Milli Güvenlik Kurulu bu kurumlardan biridir. Mahfuz alanlar, muğlak ve oldukça genel tanımlanan vesayet yetkilerinin tersine, hükümet otoritesinin belirli alanlarını ve önemli siyasetlerin belirlenmesini seçilmiş görevlerin alanından çıkarır. 1961 Anayasasında mahfuz alan olarak sadece MGK kurulurken 1971 muhtırası ve 1982 Anayasasında silahlı kuvvetlerle ilgili mahfuz alanlar genişletildi. iktidardan çekilmek üzere olan askerler, yeni gelecek demokratik rejimde de söz sahibi olabilmek için seçim sürecini manipüle edebilirler. Bunu gerçekleştirmenin en basit yolu da askeri rejimin liderini demokratik rejime geçildiğinde Orgeneral Cemal Gürsel ve Kenan Evren gibi cumhurbaşkanı seçmektir. Çekilen askeri rejimler bazı eylemlerini geri dönüşümsüz yapma ve en azında zorlaştırma çabası içinde olurlar. Çekilen askeri rejimlerin getirdiği en genel güvencelerden birisi de, özellikle insan hakları ihlalleri konusunda, askeri rejim lideri ve idarecileri tarafından işlenen suçlar için af yasası çıkarılmasıdır. Askeri rejimlerin getirdiği çıkış güvencelerinin uzun vadedeki akıbetinin hangi faktörlere bağlı olduğunu açıklayabilmek. iktidarı bırakan askeri rejimlerin getirdiği çıkış güvenceleri, demokratik rejime geçişi kolaylaştıran faktörler olarak algılanabilirler. Ancak ilk geçiş sürecini kolaylaştıran bu faktörler, ikinci geçişte engel oluşturur. Çıkış güvencesinin geleceğini belirleyen birbiriyle bağlantılı iki önemli faktör vardır. Birincisi yeni bir askeri darbe ya da başkaldırı ihtimali diğeri de ordunun siyasetteki rolüne ilişkin sivil güçler arasındaki fikir birliği ya da fikir ayrılığının derecesidir. Askeri müdahalelerden sonra rejimin sivilleşmesi sürecinde ordunun siyasetten çekilmesinin nedenlerini açıklayabilmek. Çekilen bir askeri rejimden sonra demokrasiye geçişten yaklaşık yirmi yıl sonra, önemli oranda sivilleşme sağlamış gibi görünmektedir. Türkiye’de ordunun 1983 sonrası dönemde yumuşak bir şekilde siyasetten çekilmesi birçok gözlemciyi, ordu üzerinde yeteri derecede sivil kontrolün sağlandığı ve bu açıdan bakıldığında ise Türk demokrasisinin yerleşik Batı demokrasileri standartlarını yakaladığı şeklinde bir düşünceye sevk etmiştir. 1997’de ordu ve birçok sivil, laik yapının tehdit altında olduğuna inanmıştı. Bu krizde ordu, sendikalar ve işadamı dernekleri gibi, önde gelen sivil toplum örgütleri ile beraber bir baskı grubu olarak çalıştı. Bu durumda, ordu tarafından üzerinde titizlik gösterilen temel ilkeler tehdit edildiği takdirde, askeri müdahale ihtimalinin gündeme gelebileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
|
||