Ortaçağlar

Ortaçağ başlarında feodal düzeninin doğurduğu merkezi otorite boşluğunu Hıristiyan Kilisesi idari ve hukuk sistemiyle doldurularak, tüm Avrupa'nın sosyal siyasal ve ekonomik hayatına hakim olmuştur. Kilise bu işlevlerini yerine getirebilmek için ayrıntılı bir doktrin ve katı bir ruhban sınıfı hiyerarşisi de geliştirmiştir. Kilise içinde realizm nominalizm gibi felsefi sorunlar tartışılmış, Thomos Aguinas gibi felsefeciler iman ile aklın uzlaştırılması için büyük çabalar sarf etmişlerdir. 1300'lerde açılan önemli üniversitelerde Arapça yazılı bilimsel ve felsefi metinler okutulmuş, Avrupalı düşünürler bu metinler sayesinde Eski Yunan felsefeleri ve özellikle Plato ve Aristoteles ile tanışmışlardır. 14 ncü ve 15 nci yüzyıllarda evrensel kilise liderliğinde birleşik Avrupa ideali ve düşüncesi sarsılmaya başladı. İngiltere ve Fransa arasında Yüzyıl savaşları sonunda ulusal merkezi devlet düşüncesi artarken Fransa'da mutlak monarşi düşüncesi hakim oldu. Ortaçağ sonları ulusdevlet oluşumuna sahne oldu. Arap-İslam uygarlığı, Avrupa Uygarlığı ile olan ilişkiler açısından bakıldığında, önemli bir konumda görülür. Abbasi hanedanı (750-1260) döneminde Arap-İslam devleti, Avrupa Afrika ve Asya'ya uzanan uygarlığın zirvesinde bir imparatorluk görünümünü arzediyordu. İslam uygarlığı, Avrupa en karanlık çağında yaşarken, bilim, felsefe ve edebiyat dallarında çok önemli düşünürler yaratmıştır. Bu düşünürlerin ortaçağ Avrupasına etkileri Avrupa'nın ortaçağ karanlığından çıkıp Rönesans'a geçişini büyük ölçüde kolaylaştırmıştır.