Rönesans ve Reformasyon

Orta çağlarda Avrupa insanı bir gruba, bir topluluğa bağlı olarak yaşıyordu. Bu bir derebeyinin malikanesi, bir lonca, ve herşeyden önemlisi evrensel kilise'nin temsil ettiği dinsel topluluk olabilirdi. Bu düzen geçen ünitede ve bu ünitede açıkladığımız nedenlerden dolayı yavaş yavaş değişmeye başladı. Avrupa insanı bir grubun üyesi olmak yerine daha önce birey olduğunun bilincine varmaya başladı. Bu bilinçlenme onu öbür dünya değil bu dünyadaki çıkarlarını aramaya, bu amaçla girişimde bulunmaya zorladı. Rönesansın getirdiği bireyci, girişimci, laik dünya bakış açısı ilk olarak İtalya'da ortaya çıktı.

Uygarlık tarihi açısından İtalyan Rönesansının önemi onun hümanizm felsefesidir. İlk başlarda hümanizm Eski Yunan ve Roma edebiyat ve felsefesini canlandırma biçiminde ortaya çıktı. Daha sonraları hümanizm eskiyi taklit ötesinde daha özgün düşünce biçimine girdi. Hümanizmin özü onun insan şeref ve haysiyetine verdiği önemde ve insanı evrenin merkezi olarak görmesinde yatar.

Reformasyon haraketi, kuzey Avrupa rönesansının Hırıstiyan kilisesine karşı doğurduğu tepkilerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kuzey Avrupa hümanistleri kilise'nin uygulamalarını eleştirmiş ve dinde reform yapılmasını istemişlerdir. Luther'in Kilise ile mücadeleye girişi Calvin'in de etkisiyle reform haraketini hızlandırmıştır. Protestan mezhebinin kurulması sonucunda protestanlık Avrupa'da bir orman yangını gibi hızla yayılmış, bu da Katolik kilisesini kendi içnide yeni reformlara ve düzenlemelere zorlamıştır. Sonuçta kilise ve din toplum içindeki eski otoritesini ve itibarını oldukça yitirmiş ve modern çağın laik toplum siyaset ve kültür yapılanması önündeki engel büyük ölçüde kalkmıştır.